Öldürmem Ama; Ölmek İstersin..!
●Bölüm 1 :
Yolculuk Başlasın
Zaman nasıl olmuştu da aleyhime akabilmişti, anlam verememiştim ancak; bu yaşadığım şok, sevincimi gölgeleyemeyecek kadar mucizeviydi benim için.
Yine de emin olmak için, muzipçe kolumun kaba etine bir minik çimdik kondurdum. Acısıyla buruşan yüzüm delil olmuşçasına, bunun gerçekliğinde sevinçten deli olmak üzereydim.
Evet, gerçekti bu!!
Gerçekten başarabilmiştim. Yıllardır hayalini kurduğum ülkeye ilk adımımı atabilmiştim.
Gözlerim, âdeta sonsuz bir ummandaymışçasına; devasa boyuttaki havaalanının içindeki her nesneyi, her kişiyi radar gibi büyük bir merakla inceliyordu. Sonra birden, bir kaygıya düştüm.
- Nasıl çıkacağım buradan? Diline de tam hâkim değilim...
Bu düşüncelerle birlikte, arkamdan; moru solmuş, üstünde sevdiğim bir kaç çıkartma ve süsleri olan valizimi ve onun da üstünde, zorla sıkıştırdığım ve her an düşüp de beni rezil edeceğinden endişelendiğim küçük valizimi de, benimle olmaktan mutluymuşlarcasına, yüzümde aptal bir gülümsemeyle çekiştiriyordum.
Biraz daha bu şekilde ilerledikten sonra; kafamı yukarı, yön levhalarına doğru kaldırıp, az evvel radar olan gözlerimi de kısarak, üzerlerinde ne yazdığını okumaya başlamıştım.
Ve evet...
Nihayet çıkışa giden yolu ve kaç numaralı araca binmem gerektiğini, ufak bir telaştan sonra anlamıştım.
İçimde; adeta bahar gelmiş, bütün duygularım canlanmışçasına bir sevinç vardı. Tam üç yıl... üç yıl bugünün hayalini kurmuştum. Ve şimdi hayalini kurduğum geri kalan ne varsa gerçekleşecekmiş gibi hissediyordum.
Biran durup; hayallerime doğru adım attığım bu anları; -Neden sevdiğim şarkıyı dinleyerek taçlandırmıyorum ki?! Diye düşünerek; sırt çantamdan, kulaklıklarımı çıkartıp taktım ve telefonumdaki müzik kitaplığımdan en sevdiğim şarkıyı açıp, dinleyerek yürümeye devam ettim. Kendimi müziğe ve şarkının sözlerine öylesine kaptırmışım ki; insanların bana bakarak yaptığı el kol hareketlerinin uyarı olduğunu ancak, omzuma hafif bir dokunuş aldığımda fark ettim.
Duraksadım ve hızlı bir şekilde ellerimi, kulaklıklarımı çıkartmak üzere hareket ettirirken; aynı anda arkamı döndüm. Ellerim yarım havada duracak şekilde kulaklıklarımı kavrarken, gözlerim az evvel omzuma dokunan kişini gözlerinde çakılı kalmıştı. Uzun boylu, siyah tonlarında kıyafetli bu adam, maskeyle ve şapkayla yüzünü saklamasına rağmen beyaz ve pürüzsüz tenini adeta bir ay gibi parlıyordu. Zaman kendini ağır çekime almışçasına aheste aheste akarken;
- Affedersiniz!! Çantanız düştü.
Sözleriyle; biraz utanarak, biraz da afallayarak kendime geldim.
- A!! Ah çok teşekkür ederim. Sözcükleri ağzımdan dökülürken kendimi adamın önünde teşekkür mahiyetinde eğilmiş bir halde buldum.
Sanki bütün kan hücrelerim yanaklarımda toplanmak için yarışırcasına yüzüm yanıyordu. Çantamı düşürdüğüm için mi bu kadar utanmıştım yoksa üç parmak aralı bir çift gözle bakıştığım için mi bilmiyorum ama; kafamı tekrar yukarı kaldırma cesaretini kendimde bulamamış olacağım ki, adamın bana doğru uzattığı çantamı fevri bir hareketle kapmaya çalıştım. Ancak; adam çantamı o kadar sıkı kavramıştı ki alamadım ve sol elimle çantamı tutarken, hala hafif yukarıda asılı olan sağ elimdeki kulaklıklarımdan müziğin sesi duyuluyordu. Ve şimdi bir kere daha göz göze gelmiştik. Aynı anda hem çantamı tutuyor, hem bakışıyor, hem de sanki müziği dinliyorduk. Ama; bu seferki bakışmamız uzun sürmedi ve bu sefer de adam afallayarak;
- Affedersiniz!!!
Diyerek hafifçe çantamı bıraktı. Onun bırakmasıyla sol kolum aşağı doğru bir ağırlıkla eğildi. Çokta güçsüz görünmemek adına kendimi toparlayarak, hafif bir tebessümle;
- Önemli değil! Diyebilmiştim.
Bu geri dönüş cümlemden cesaret almışçasına adam sözlerine devan etti;
- Müzik çok hoşmuş, bir an doğru mu duydum diye odaklanmışım. Tekrar özür dilerim.
Diyerek, az evvel benim yaptığım baş ve eğilme hareketiyle özrünü belirtmişti.
Bense, konu sevdiğim bir şarkı olunca; onu ne kadar sevdiğimden tutun da, neredeyse çıkış yılını bile söylemeye hazır o koca ağzımı açmıştım bir kere. Az evvel ki tutukluğum ve utangaçlığım karşımdakini yıllardır tanıyormuşçasına geçip gitmişti adeta. Ben böyle heyecanlı heyecanlı anlatırken; yüzünü net görememe rağmen, gözlerinin kenarlarında oluşan çizgilerinden gülümsediğini anladığım anda kafam dank etmiş ve susmuştum. İşte şimdi, düşük çenemden dolayı muhteşem bir utanç içindeydim... Bu utançtandır ki; çantamı tekrar valizimin üzerine sıkıştırıp, tekrar hızlı bir teşekkür reveransıyla, koşar adım valizlerimi sürüye sürüye orayı terk etmekten başka bir şey düşünemiyordum. Bu telaştan çıkış yönünün tersine gittiğimi ancak bir süre sonra anlamıştım. Hiç bir şey olmamış gibi geri çıkışa yöneldim. Zaten hızlı olan adımlarıma biraz daha hız katarak ve adamın yüzüne asla bakmadan oradan uzaklaşabildim.
Yorumlar
Yorum Gönder